01:37
0

Fransa’da kütüphaneler…

Aradan biraz zaman geçip Fransa’da pek çok evrak işimizi halledip rahatladıktan sonra eşimle  bir halk kütüphanesine gittik. Türkiye’de olmayan manzaralarla karşılaştık yine… Kütüphanede her yaştan insan vardı bir kere ve gayet hareketliydi, 3 katlı olan kütüphanenin 1 bölümü günlük gazete ve güncel yayınları okumak için ayrılmıştı. Üst katta bir bölüm çocuklar için ayrılmış ve onlar için küçük puflar falan konmuş, çocuklarını getirmiş anneler hem kendileri hem de çocukları okuyordu. Ayrıca kütüphanede sadece kitap yok filmler ve müzik cd ve dvd leri de vardı, biz de hemen film, Fransızca eğitim CD’leri ve bir kaç kitap aldık J daha önce söylemiştim burası küçük bir yer fakat 3 tane büyük halk kütüphanesi var üniversiteninkiler(Üniversitenin kütüphanesi de gerçekten çok muazzam) hariç… Ayrıca buradan aldığımız üye kartı tüm(üyelik öğrencilere, işsizlere ve birde yanılmıyorsam belli bir yaşın üzerindekilere ücretsiz) kütüphanelerde geçerli, sistemlerini çok iyi oturtmuşlar… Türkiye’de kütüphaneler çok yetersiz ve halk için cazibe yaratan gidilesi yerler değil maalesef… Diliyorum ki güzel ülkemde de böylesi manzaralar görmek mümkün olur. Ayrıca aradığınız bir DVD bir başkası tarafından alınmışsa ve siz de istiyorsanız bekleme listesine dahil oluyorsunuz ve sıranız geldiğinde size mail atılıyor ve bu şekilde sık sık kütüphaneye gitmek zorunda kalmıyorsunuz. Nitekim “soprano” dizisinin 2. Sezonunu biz bu şekilde aldıkJ

Başka bir gün kütüphanede farklı ülkelerle ilgili bilgileri içeren kitapların bulunduğu bir bölüm dikkatimi çekti ve hemen tabii ki Türkiye’yi aradım buldum, renkli ve daha çok küçük yaş okuyucularına hitap eden bu kitap maalesef Türkiye’deki Türk- Kürt sorununu hiç de adil olmayan bir dille anlatıyordu. Canım gerçekten çok sıkıldı… Sonrasında

gittiğimiz bir kitapçıda da dil kitapları arasında Fransızlara Türkçe öğretmek üzere hazırlanmış bir kitapçığın kapağındaki fesli adamı görünce bu da tuz biber oldu üstüne… Fes mi kaldı ki! Adamlar hala bizi öyle görüp resmediyorlar maalesef…

Burada yani Compiegne’de gittiğim halk kütüphaneleri Paris’teki kütüphaneleri görünce bende ki etkisini kaybetti J Paris’te Bibliothèque nationale de France (BnF) yani ulusal kütüphanenin tarihi bir sitesi olan Richelieu’ yu (Ulusal kütüphane 7 farklı siteden oluşuyor yani başka ek binaları da var) görünce gözlerime inanamadım. Hem tarihsel ihtişam hem de binlerce kitap ve içerde sakin çalışılası bir ortam… Sonrasında Fransa’nın yine birkaç yüzyıllık arşivlerinin bulunduğu BnF’nin François-Mitterrand sitesini ziyaret ettik. Orası da son derece teknolojik olarak tasarlanmış ve içerisinde neredeyse küçük bir koru oluşturulmuş. Evet, yanlış duymadınız dikdörtgen bir mimari ortası da ağaçlandırılmış, kütüphane 4 büyük açılmış kitap şeklinde gökdelen olarak tasarlanmış. İçerisi devasa büyüklükte ve ağaçlara bakan cam duvarlar var. Çok etkileyici bir kütüphane… Türkiye’de sadece İstanbul’daki kütüphanelere gittim fakat BnF ayarında bir kütüphanemiz olduğunu düşünmüyorum maalesef…

Şimdilik bu kadar okuyucu…

00:35
0

Compiegne’de okul ve dersler…

Size genel olarak yaşadığım çevreden bahsetmiş olmama rağmen hiç okuldan bahsetmediğimin farkına vardım. Université de Technologie de Compiègne kısaca UTC, Türkçesi Compiegne Teknoloji Üniversitesi gittiğim okulun adı. Buraya geldiğimiz ilk ay yoğun Fransızca dil kursu aldık tam bir kabus gibiydiL Çünkü sınıfın dil düzeyi anlaşacak kadardı ve hoca hiç İngilizce konuşmuyordu, ilk hafta İngilizce sorduğum bir soruya da burası Fransızca dil sınıfı ve İngilizce konuşmuyoruz deyince(bunu İngilizce olarak söyledi tabii kiJ) zor geçecek bir ay olduğunu anladım. Bizimle aynı durumda yani hiç Fransızca bilmeyen 4 koreli, bir çinli bir de biz yani iki Türk vardı. J Koreliler iki hafta içinde kursu bıraktılar keşke biz de bıraksaydık ya neyse…J Bu bir ay içinde ders kitabını anlamaya çalışmak için deli gibi her kelime için sözlüğe bakmaktan midem bulandı, bu arada hoca bize yardım etmekten çok uzakta ders işliyordu. Fransızca hem yazılış hem de telaffuz olarak gerçekten farklı bir dil, çıkardıkları seslerin bize göre yazılışı ile hiçbir bağlantısı yoktuJ Bu ilk bir ay bize çok itici geldi, hocaya da ayrı gıcık olmuştukJ Çünkü düzey olarak aynı olmayan bir dil sınıfındaydık(tek sınıftı zaten) ve hocanın umurunda bile değildi, bize karşı öğretici bir tutum sergilemiyordu. Ne olup bittiğini anlamaya çalışmak fakat anlayamamak gerçekten çok kötü bir durumL

Aradan bir ay geçti ve beklenen sonuç biz dil sınıfını geçemedikJ bu bizim ve hoca için şaşırtıcı bir durum değildi. Sıra ders seçimine gelmişti 6 ders seçtik bunlardan biri 1. düzey Fransızca olmak zorundaydı. Bir başka dil dersi olarak da Upper Intermediate-Orta Seviyenin Üstü İngilizce olarak seçtik. (geçebileceğimiz bir ders olsun diyeJ) Bir de dersin İngilizce olarak işlendiği “Science, technology and society in the European Union” dersini seçtik. Onun dışındaki dersler alanımızla ilgili olarak Fransızca dersleri oldu. Ama tabii ki bunlara tamamen Fransız kaldıkJ Fransa’da eğitim- öğretim gerçekten çok sıkı ve öğrenciyi sürekli aktif tutan bir anlayışla yapılıyor. Neden derseniz öncelikle her dersin bir laboratuvar uygulaması, bir sınıf uygulaması(kara tahta üzerinde problem çözümü vs.) ve bir de dersin profesörü ile birlikte teorik olan işlenen 3 ayrı bölümü var diğer uygulamalara asistanlar ya da başka hocalar giriyor. Dersi öğrenmeden geçmen mümkün değil! Genellikle verilen ödevler hayata dair işlerliği olan cinsten ödevler oluyor. Bir ödevi teslim etmenin pek çok yolu var, bu direk elden olabildiği gibi hocaya mail de atılabilir hocanın posta kutusuna da bırakılabilir; bunu neden söylüyorum çünkü maalesef hala bizim ülkemizde üniversitelerde illa ki elden ödev teslimi isteyen, çıktı bekleyen teknolojiyi kullanmaktan uzak hocalarımız var. Bunun dışında aldığım dil dersleri ile ilgili olarak söyleyeceklerim; dil laboratuvarı zorunlu kullanılıyor yani bir fişiniz var dönem sonuna kadar burada en az 15 saat çalışmış olmak zorundasınız, giriş ve çıkışlarda o fişi görevliye işletiyorsunuz. İki haftada bir de “interview” dedikleri görüşme günü oluyor. Bu dört öğrenci ve bir hoca ile yapılan konuşma(speaking) aktivitesi; daha önce belirlenmiş konular hakkında makale araştırıp onu orada paylaşıyorsun. Öğretmen sadece sohbeti yönlendiren konumda oluyor ve 1 saat sürüyor. Sohbetin sonunda hoca aldığı notları bizimle paylaşıyor, yanlış telaffuz edilen kelimeleri veya yanlış yerde kullanılmış kelimelerin başka alternatiflerini bize gösteriyor. Yıllardır ülkemizde verilen yabancı dil eğitimlerine rağmen hala akıcı bir şekilde konuşamıyoruz L bizim ülkemizde eğitim-öğretimin hiçbir basamağında maalesef böyle bir uygulama yok!

Ayrıca burada söyleyeceğim bir diğer farklılık burada öğretmen kral değil, hocalar sınıfa öğrencilerden önce geliyor ve hazırlıklarını yapıyor, derslerde hocalar o kadar hazırlıklı ki pek çok değişik aktiviteyi birden yapıyorsunuz. Öğrenciler çok rahat ama şu ana kadar hem öğrencilik hayatımda hem de öğretmenlik hayatımda şahit olduğum geyik muhabbetleri olmuyor ya da derse ara verelim hocam ya da dersi kaynatmak adına yapılan laubali hareketler söz konusu değil. Çok nadir bazı hocalar 10-15 dakika ders arası veriyor ve genellikle 3 saat aralıksız ders işleniyor açık söylemek gerekirse ilk başlarda bu konuda çok zorlandım.J Bu arada hatırlatmam gerekiyor ben bu dersleri lisans öğrencileri ile alıyorum çünkü koskoca adamlar tabii böyle yapmaz diye düşünebilirsiniz. Bu yazımda biraz sıkıcı olmuş olabilirim devamında sıkmamak dileğiyle, görüşürüz… ;)

 

23:45
2

Fransa’da- Compiegne’de ilk günler…

Compiegne çok düzenli küçük bir yer, her yere kendi içinde ulaşım çok rahat, ister yürüyerek ister bisiklet, ister belediye otobüsü. Belediye otobüsleri burada ücretsiz ve tam zamanında mutlaka duraklarda oluyorlar, eğer otobüs, durağa erken gelmişse (2-3 dakika) o süreyi durakta bekleyerek geçiriyor. Ayrıca bu otobüsleri kullanan şoförlerin
%90 ı kadın, böyle makyajlı, saçı başı yapılı kadınlar J Bazısı topuklu ayakkabı ile kullanıyor bu otobüsleri J Burada her türlü kural çok iyi işliyor, Türkiye’de pek alışmadığımız şekilde herkes sıraya giriyor ve kimse kimsenin mahrem alanına girmiyor öyle sıkışık kuyruklar değil yani bunlar… J Yaya geçidinin tam olarak ne işe yaradığını yani işlerliğini de burada öğrendim diyebilirim, yaya geçitleri burada çok önemli bir trafik işareti; bir araç 200 km hızla bile geliyor olsa kesinlikle duruyor, durmaması gibi bir durum söz konusu değil. Ayrıca insanlar da yolun başka bir yerinden geçmeye çalışmıyor yaya geçidine kadar yürüyorlar. İlk zamanlar şaşırıyorduk biz arabaya, araba da bize yol vermeye çalışıyordu falan…J ee kolay değil, biraz köyden indim şehre durumları olmadı değil tabii…J Dolayısıyla Türkiye’deki gibi (insanların ulaşımını bir nebze kolaylaştırmış olsa da özellikle o iğrenç metrobüs üstgeçitleri !)Fransa’da görüntü kirliğine yol açan (çok gerekmedikçe) üst geçitler yok! Ayrıca bisiklet yolları ve bunlar için de işaretler var yollarda, burada bisiklet önemli ve yaygın bir ulaşım aracı, çok fazla bisikletçi dükkânı da var zaten… Biz de hemen kendimize iki bisiklet edindik ve ulaşımımızı böylece Türkiye’de yaşayamayacağımız bir keyif haline getirdik. Üniversitemizde bir bisiklet kulübü var ve dönemlik 10 € ya bisiklet kiralayabiliyorsunuz(50 € veriyorsunuz dönem sonunda 40 € nuzu geri alıyorsunuz)

Yaşadığımız yerde ve şuana kadar gezdiğimiz her Fransa toprağında çevre düzenlemesi çok düzgün ve güzel yapılmış, her yer yeşillendirilmiş öyle ki araç yollarının dışında kalan her yer yemyeşil… Doğaya ve insana saygıyı görüyorsunuz baktığınız her yerde… Akan nehirleri çöpsüz, etrafı düzenli, temiz ve nezih ağaçlık yerler, hele parkları insanı dehşete düşüren cinsten… İnsan Fransa’dan büyük yazarların ve sanatçıların çıkmış olmasına şaşırmıyor bunları görünce… Türkiye’de ki parkları düşününce insana hizmet etmekten uzak beton ve taş ağırlıklı meydanlar geliyor benim aklıma maalesef… Şu ana kadar böyle bozuk, moloz falan dökülmüş kötü bir yer göremedik henüz… Pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi çöpler geri dönüşüm için  ayrı ayrı atılıyor burada da ve çöp kutuları çok düzenli ve etrafı pislik içinde değil… Çevreci bir yaklaşımla burada plastik kullanımını aza indirmek amacıyla tüm marketlerde alışveriş poşetleri parası ile satılıyor, bu nedenle herkes yanında alışveriş için daha önce kullandığı poşetlerini getiriyor yani zorunda kalmadıkça kimse alışveriş için poşet almıyor. (poşetler 0,1 ile 0,4 € arasında değişiyor) Market dışındaki diğer alışveriş yerlerinde siz istemedikçe kimse ürününüzü poşete koyarak vermiyor. Biz bir elektronik mağazasından telefon aldık örneğin öylece elimize kutuyu verdiler ve biz de bir Türk olarak poşetimizi istedik J

Dikkatimi çeken başka bir şey de burada benzini herkes kendi alıyor, istasyonlarda kredi kartı okutuluyor ve herkes kendi benzinin kendi koyuyor ayrıca bir eleman durmuyor… Açıkçası bu durum bir bayan olarak benim pek işime gelmedi aracımdan inip bir de benzin koymak istemem yani, Türkiye’de bu pek işlemez gibi de geldi bana… Markette de kendi kendine ödeyebileceğiniz kasalar var, ürünleri okutuyorsunuz ve sonra kredi kartınızdan ya da nakit olarak ödemenizi yapabiliyorsunuz yani kasiyerin yaptığı işi siz yapıyorsunuz… Bu arada marketlerde her türlü yemeğin hazırı var ihtiyacınız olan sadece bir mikrodalga fırın J Hazır yemek ve konserve konusunda çok geniş reyonları var marketlerin… Yine çamaşırhaneler var, hemen hemen pek çok yerde. Ben ilk geldiğimde bu insanlar evde çamaşır yıkamıyor herhalde diye düşünmedim değil, neyse bu çamaşırhanelerde de her şey otomatik ve yine bir görevli bulunmuyor, deterjan getirmediyseniz yanınızda, içeride onun için de para ile çalışan otomatik makineler var. Para ile çalıştırılan çamaşır makinelerini beklerken gazete okuyabilir veya dizüstü bilgisayarınızı kullanabilirsiniz zira içeride genellikle masa ve sandalyeler var. Bunları görünce Avrupa’da sanırım makineler dünyayı ele geçirmeye başlamış diye düşünmekten alamadım kendimi, burada her şey makineleşmiş, otomatik ve bir o kadar da bireysel… Devamı gelecek, görüşürüz ;)

16:43
2

Düğünden sonra yolculuk var :)

Erasmus evrakları tamamdı ve sonunda eşim de ben de MEB’den ücretsiz iznimizi almıştık iki çıplak bir hamama yaraşır diyerek kendimize güzel bir hamam bakmaya başladık :) Şaka bir yana düğünümüze odaklanmamız gerekiyordu malum bir sürü sıkıntılı alışveriş ve ailesel prosedürler, neyse ki her şey yolunda gitti düğünümüz güzel geçti yani en azından bizim için güzel geçti : D Her şey birbirine karışmıştı hayatımda “evlilik”, “öğrencilik”, “erasmus”(?) Yeni birisi yani eşinizle daha önce hiç gitmediğiniz bir ülkeye bir kültüre uzun bir süreliğine öğrencilik yapmak üzere yola çıkıyorsunuz. Bu ilk bakışta hoş geliyor kulağa tabii gidilen ülke Fransa’da olunca daha bir hoş sanki ;)  evet gerçekten ilginç bir deneyim Allah herkese nasip etsin… Küçük bir stüdyo eviniz oluyor ve eşyalarınız yaşamınızı idame ettirecek kadar; mutfakta iki tabak iki tencere iki bardak vs. Yanınızda Türkiye’den gelirken getirdiğiniz kıyafetleriniz var sadece onlar da size verilen dolapları doldurmuyor bile ;) stüdyo dairenizde sadece bir yatak, dolap ve iki çalışma masası fazlasına da gerek yok zaten… Yani asgari ölçüde maddi iyelik ve böyle şeyleri sorun etmekten uzak olarak doğanın ve yeni yerlerin keşfine birlikte çıkmak gerçekten müthiş bir deneyim… Böylece zamanınızı birlikte bir yere adapte olmaya ve o yerin kültürünü öğrenmeye çalışarak geçiriyorsunuz. Çok farklı milletlerden gelen insanları tanıyorsunuz, onları yadırgamamayı ve saygı duymayı öğreniyorsunuz en önemlisi ön yargılarınızdan tamamen arınıyorsunuz. Bu sayede birbirinizi daha iyi anlayabildiğiniz gibi birbirinizden de pek çok şey öğrenebiliyorsunuz. Bu gerçekten eşsiz(eşli mi demeliydim yoksa ;)  ) bir deneyim…

Son olarak yurt dışına çıkarken gideceğiniz ülkenin iklimini araştırıp öğrenek yeteri kadar giyecek almanızı öneririm. Türkiye’den giderken yanınıza fazla giyecek yerine Türkiye’yi tanıtabileceğiniz ve özleyeceğiniz gıda maddelerini (Türk kahvesi, tarhana, lokum vs.,) almanız daha yararlı bence :)  Biz yanımızda gelirken getirmemize rağmen keşke daha fazla getirseydik dedik :)  Diğer önemli konu ise gerekli evrakları çok sayıda çoğaltarak yanında bulundurmanızdır. Bu evrakların birer kopyalarını da güvenlik açısından farklı yerlerde taşıyın, ne olur ne olmaz…
Fransa’dan sevgiler… Devamı bir başka gün :)

18:06
2

Bir öğretmenin Erasmus aşkı :)

Şimdi sıra memuriyet iznindeydi, bu iş uzun bir sürü evraktan ibaretti… Şimdi yazarken bile hatırlamak istemiyorum… Önce kadronuzun bulunduğu okulun müdürlüğüne yurtdışından gelen kabul mektubunu ve üniversitenizden verilen “erasmus programına hak kazandı” belgesi ile birlikte bir dilekçe veriyorsunuz. Okuldan aldığınız yazıyı ilçe milli eğitim müdürlüğüne oradan da kaymakama onaylatıyorsunuz ondan sonra yazınız il milli eğitim müdürlüğüne gitmeye hak kazanıyor :) İl de yine başka bir üst yazı yazılıyor ve Ankara yolcusu kalmasın :) Milli eğitim bakanlığı personel genel müdürlüğüne gidiyorum, Allah’tan oradakiler konuya çok hakimler zaten bunu gitmeden önce telefonda konuştuğumda da hissetmiştim ve oradaki bayan memur gelmene yok demişti ama burası Türkiye kendi göbeğini kendin kesmelisin :) Bu arada İstanbul il milli eğitimde AB işlerinden sorumlu şimdi adını hatırlayamıyorum tatlı bir bayan da bana çok destek ve yardımcı oldu. Aynı şekilde ilçede işleri karıştıran yaşlı ve yönetmelikler konusunda yetersiz pek çok erkek personel arasında da beni düze çıkaran sarışın ve bir o kadar da alımlı memurumuza buradan sonsuz teşekkürler :) Gelelim Ankara’ya; karlı bir Ankara sabahıydı. Trenden inerek istasyon önünde bir taksiye binmeye çalıştım uzun süre, çünkü anlayamadığım ve sürekli değişken bir kuyruk vardı ve gelen taksiye hemen binmek pek mümkün görünmedi. Ben de biraz daha yola yürüyüp oradan geçen taksilerde denedim şansımı ve sonunda zafer benimdi :) Taksici beni MEB’in yakınlarında bir yere bırakmıştı kafamda bir sürü düşünce ilerledim personel genel müdürlüğü daire başkanlığına (sanırım 4. Katta sağdaydı) uzaktan geldiğimi belirtince sağ olsun benimle ilgilendiler. Fakat yine de işlerimin hallolması 15.00 ‘ten sonrayı buldu. Gereken onayı aldıktan sonra tuhaf bir sevinç kapladı içimi hemen eşimi aradım, sesim biraz durgundu ondan olsa gerek bana “ee neden sevinmiyorsun, ne güzel işte” dedi. Evet, tam anlamıyla sevinemiyordum çünkü birlikte gidebilmemiz için eşimin de aynı izni alması gerekiyordu. Eşim henüz stajyerdi ve stajyerliği kalktığı hafta Ankara’ya gidecekti ve bir pürüz çıkarsa düşüncesi tam anlamıyla sevinmemi engelliyordu. Neyse uzun ve sıkıcı bir dönüş yoluna koyuldum, elimde askerden dönen bir erin tezkeresi misali :) Bu anlattıklarım size sıradan gibi görünebilir ama örneğin ilçe milli eğitimde yaşadıklarım tam bir karın ağrısıydı… Biz içinde bulunduğumuz durumla ilgili her türlü yönetmelik b.k püsür ne varsa okuyup çıktısını aldık ve bulundukları makamları hak etmeyen pek çok görevliye bunları anlatmak biraz sinir bozucu oldu… (eşimin bloğunda daha detaylı okuyabilirsiniz bu evrakları ve konuyla ilgili yaşadığımız çıkmazları: www.muratselcuk.com) Sözün özü şu ki karşınıza ne kadar cahil işini tam bilmeyen adam çıkarsa çıksın sabır ve azim kazanacaktır. Bizim ülkemizde maalesef bir şeyler yapmaya çalışıyorsanız genelde destek yerine köstek olunmaya çalışılıyor. Bilinmeyene ve yeni duyulan bir konuya hemen olumsuz yaklaşma eğilimiyle birlikte bunu hemen negatif yönde bir sorgulama durumu var hemen her yerde… İşte öyle dostlar şimdilik burada kesiyorum, devamı bir iki güne kadar gelecek, görüşmek üzere…

22:57
4

Bir Erasmus Hikayesi

Öğrenciliğimden bu yana yurtdışına çıkabilmeyi yeni yerleri ve farklı kültürleri tanımayı çok istiyordum bu yüzden hayatımın belli dönemlerinde bu konuya çok fazla kafa yordum diyebilirim… Bunun için üniversite öğrencisiyken ilk “work and travel” i düşündüm… Her Türk öğrencisi gibi, benim de bir Amerika rüyam vardı :) şaka bir yana bu fazla sürmedi çünkü saçma bir gurur yaptım. Ben burada ülkemde öğretmenlik bölümü okuyan bir öğretmen adayıyken Alaska’da balık temizleyen bir işçi olmak benim ve ülkem için hem onur kırıcı hem de itibar kaybettirici olacağını düşündüm, tabii o zamanlar Amerikan emperyalizmine karşı duyduğumuz öfke dolu duygularda çok baskın… Ama şimdi düşünüyorum da aslında öğrenciyken güzel bir fırsatmış gerçekten… Sonra mezun olup İstanbul’da bir MEB okuluna atandıktan sonra yüksek lisans yapmaya karar verdim. Mesleğime ve kendi gelişimime katkıda bulunmak ve yerinde saymamak adına bunu kendime hedef seçtim. Bu sırada MEB’in ve YÖK’ün ortak olarak yürüttükleri yurtdışında yüksek lisans ve doktora bursları için 2 yıl uğraştım, olmadı. Şuan ise Türkiye’de dahil olmaktan çok mutlu olduğum İstanbul üniversitesi Enformatik bölümü öğrencisi olarak öğrenimime devam ediyorum. Burada başladığım ilk yıl, lisansı okurken(ben lisanstayken de duyup üstüne gittiğim ama – ve bu kadar çok bilindik olmadığından mıdır nedir-danışmanlarım tarafından yeterince bilgilendirilmediğim ve yönlendirilmediğim için) katılamadığım Erasmus programını kafama koydum. Bu sefer olacak dedim, ben gidiyorum dedim :) ama tabii ki bu süreç bunu söylemek kadar kolay olmadı, göbeğim çatladı desem abartmış olmam sanırım :)

Erasmusa gitmeyi düşünen her öğrencinin bildiği üzere öncelikle Erasmus ofisinin açmış olduğu dil barajını aşmak ve rakiplerini hem dil puanı hem de not ortalaması olarak (en az 2.50 ydi sanırım alt baraj) olabildiğince geride bırakmak Erasmusa giden yolda ilk adımdır. Bu değerlendirmeyi geçtikten sonra bölüm başkanınız da gitmenizi onaylarsa bölümünüzün anlaşmalı olduğu yurtdışındaki üniversiteye 1 veya 2 dönem değişim öğrencisi olarak gidebilirsiniz. Eğer bölümünüzün anlaşmalı olduğu ülkeye gitmek istemezseniz siz de okul araştırıp yeni bir ikili anlaşma yapılmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için kendi akademik ilişkiler ofisinizle bağlantı kurarak karşı üniversiteye mail atıp iki üniversitenin bölümleri arasında anlaşma sağlatabilirsiniz. Mail attığınız üniversite olumlu döndüğü takdirde akademik ilişkilerle bağlantıya geçip gereken evrakları gönderilmesini sağlatmak ve bunları takip etmek size kalıyor yani sürekli bir iletişim gerekiyor.

Diyelim ki iki üniversite arasında ikili anlaşmayı sağladınız veya var olan ikili anlaşmayı değerlendirdiniz.

Bundan sonra karşı üniversitenin başvuru formunu (application formu) ve üniversiteden üniversiteye değişiklik gösteren evrakları (biz iki referans mektubu ve bir de niyet mektubu da yazıp göndermiştik) kargoyla karşı üniversiteye gönderiyorsunuz. Bunun için en uygun ücretli kargo şirketini araştırıp öğrenci olduğunuzu da söyleyerek fiyat almanızı öneririm. Ben TNT kargoyla o zaman var olan bir öğrenci kampanyası ile 35 € ya göndermiştim. Buradan gelecek kabul mektubunu (acceptance letter) beklerken siz bu arada pasaport başvurunuzu yapabilirsiniz. Pasaport harç parası ödememek için okulunuzdan harçsız pasaport yazısı almalısınız. Kabul mektubu gelmeden eliniz kolunuz bağlı olduğu için onu bekleme süreci biraz sıkıntılı olabiliyor. Biz defalarca mail atıp telefon açtık ve neyse ki mail yoluyla aldığımız taranmış kopyaları ile bütün işlerimizi halledebildik çünkü orjinalleri 1 ay sonra geldi. Bu kabul yazısı ile birlikte artık vize başvurunuzu yapabilir ve bağlı bulunduğunuz üniversitenin erasmus web sayfasından istenen belgeleri hazırlayabilirsiniz. Gitmek istediğiniz ülke neresi olursa olsun Erasmus için gittiğinizden ötürü vize konusunda rahat olabilirsiniz. Evraklarınız tam olduktan sonra sorun çıkacağını düşünmüyorum. Ancak başıma geldiği için şunu belirteyim bazı ülkeler ki ben Fransa için bunu yaşadım; süresi 1 yıllık olan pasaportlara vize vermiyorlar bu nedenle okuldan harçsız pasaport yazısı alırken belirtilen sürenin gideceğiniz ülke vizesi için sorun çıkartmamasına dikkat edin. Bu nedenle 1 ay içinde iki kere pasaport çıkartmak zorunda kaldım ve bu sıkıcı işlemleri iki kere yapmış oldum. :(

Buraya kadar anlattıklarım hemen hemen her erasmus öğrencisinin başından geçenlerin kısa özetiydi… Sadece öğrenci olarak bile bu işlemler hem yorucu hem de sıkıntılıyken MEB ‘de öğretmen olarak çalışan birisi için zorluklarını varın siz düşünün… Hem de eşi de kendisi gibi öğretmen olup erasmusa başvuran biriyle evlenerek gitmenin zorluklarını :) çok merak ettiyseniz bunları bir öğretmenin erasmus aşkı bölümünde okuyacaksınız ;) yok merak etmedik banane bundan diyorsan, seni azat ediyorum ey okuyucu:) meraklısına da; devamını en kısa zamanda yazmayı umut ederek, Fransa’dan sevgilerimi gönderiyorum…

Etiketler:, , , , ,

22:49
0

Promoting Equality in Digital Literacy,7th-9th September 2010, Slovakia

Slovakya Katolik Rozemberok Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve Fransa, Almanya,İngiltere, Polonya,İspanya İsviçre ve Yunanistan gibi ülkelerin partneri olduğu  “Promoting Equality in Digital Literacy” konferansına katılmak üzere pazartesi(6 eylül 2010) Slovakya’ya gidiyorum. Dijital Okuryazarlıkta Eşitliğin sağlanması üzerine teşvik edici çalışmalar ve cinsiyetler arası sayısal uçurumun kapanmasına yönelik yapılan çalışmaların sunulacağı konferansta, biz de hocam ile gerçekleştirdiğimiz “Women’s Gender Beliefs, Career Goals, Retention Decision, and Occupational Attainment in ICT Workforce in the World and Turkey” çalışmamızı sunacağız.Konferans sonrası çalışmamı blogumda yayınlayacağım.  Dönüşümde hem konferans hem de gezip gördüğüm yerler hakkında sizlerle daha detaylı paylaşımım olacak :)

http://predil.ku.sk/
http://predil.ku.sk/download/schedule-PREDIL-conference.pdf  

   

02:38
0

Yayınlarım

Uluslar arası Yayınlar

Gülseçen, S., Akman, N., Hatipoğlu, M (2010). Women’s Gender Beliefs, Career Goals, Retention Decision, and Occupational Attainment in ICT Workforce in the World and Turkey, Promoting Equality in Digital Literacy Conference, Slovakya

 Ulusal Yayınlar

 Akman, N., Selçuk, M., Gürsul, F., Ergin, H. (2009). Why Shall We Use Technology in Second Language Teaching?. . 26. Bilişim Kurultayı Bildiriler Kitabı

 Hatipoğlu, M., Akman, N., Gülseçen, S. (2009). Bilişim Teknolojileri İşgücünde Kadınların Kariyer Tercihlerini Etkileyen Kültürel Faktörler . 26. Bilişim Kurultayı Bldiriler Kitabı, 111-114 

Selçuk, M., Akman, N., Gülseçen, S. (2009). Egitim Kurumlarinda bir Yerel Portal Uygulaması olan SharePoint’in E-Portfolyo Amaçlı Kullanılması. 26. Bilişim Kurultayı Bildiriler Kitabı,  42-45

   

01:46
0

BİLİŞİMDE KADIN

 

 

 Türkiye’de Durum

BT sektöründe çalışan kadınların konumu ayrıntılı olarak incelendiğinde,“bilişimci” ya da “bilişim profesyoneli” olarak tanımlanabilecek kadınları, çalıştıkları kuruluş açısından iki grupta toplamak mümkündür. Bunlardan ilki, özel sektörde, doğrudan bilişim sektöründe çalışanlardan, diğeri ise bir şirket ya da kamu kuruluşunun bilişim teknolojileri ile ilgili bölümünde (kamudaki yaygın adıyla Bilgi İşlem Daire Başkanlığı) çalışan kadınlardan oluşmaktadır. Devamını oku →

18:55
0

“Bilişim Projelerinde Sıkça Yapılan Hatalar” bir makale…

Bilişim Projelerinde Sık Yapılan Hatalar

makale1